sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2015 Pazartesi

Birdman


Dün gece Oscarı aldı.Bence hak etti.Boyhood'dan daha fazla sevdim.Özellikle tek plan şeklindeymiş gibi çekilmesi inanılmaz etkiledi beni.

çok şey yazılabilir,çizilebilir.Özellikle finali yoruma açık olmuş.Bence ben birşey demeyeyim,izleyin!

9 Aralık 2014 Salı

Yıldızlararası 102- Zaman çizelgesi

internette gezinirken bulduğum,filmi anlamaya yardımcı bir çizelge.

Üzerine tıklayınız.

20 Kasım 2014 Perşembe

İnterstellarin yayınlanmamış bölümleri

Dr Mann karakterinin gezegeninde ki hayatını anlatan ,filmde olmayan kısımları aşağıda ki çizimlerde dir.İngilizcedir.Meraklısına

http://www.wired.com/2014/11/absolute-zero

The Science of Interstaller


Kip Thorne - Çekimlerde

Interstaller filminin danışmanlarından Kip Thorne'un yazmış olduğu ve filmin bilimsel temelini oluşturan kitap aşağıdadır,meraklılarına....


http://issuu.com/ynyounuo/docs/kip_thorne__christopher_nolan-the_s

17 Kasım 2014 Pazartesi

interstellar(yıldızlararası) 101

Yıldızlar arası filmini araştırırken internette bulduğum aydınlatıcı bir resim aşağıdadır.Filmi izleyenler açısından düşünmek için giriş dersi niteliğinde.Ah be Nolan!


Interstellar








O güzel karanlığa nazikçe gitme,
Günün sonunda yaşlılık yanmalı ve kudurmalı,
Işığın ölümüne karşı öfke, öfke...

19 Haziran 2014 Perşembe

Kış Uykusu


Uzun uzadıya yazamıyacağım.İnsanın en ilkel,en çiğ, en kara noktalarına gezintiye çıkmış Nuri Bilge.Süresini eleştirenlere sakın takılmayın. 3 saatin nasıl gelip geçtiğini anlayamıyorsunuz.Her sahnede diyaloglar olduğu için sıkılmaya fırsatınız olmuyor,diyalogları daha iyi anlamaya çalışıyorsunuz.

Kimseyi de zorla bu filme götürmeyin.Olmadı tek gidin, her karenin,her anın tadını çıkarın.
Sinemadan çıktıktan sonra bana arabaya kadar nasıl yürüyecem bu karda kıyametteyi sorgulatmış bir filmdir kış uykusu.Ki ben haziran'da izmir'de izledim filmi:)

Sorarsanız nbc'nib en iyi filmi mi diye? Cevabım Bir zamanlar Anadolu'da olacaktır.Ama bu kış uykusunun bir şaheser olduğu gerçeğini değiştirmez.

21 Eylül 2013 Cumartesi

Türk Sineması nereye ?

Geçenlerde bir post yazmıştım.Türk sinemasın da yeni yeni yönetmenler geliyor,çok güzel filmler izliycez demiştim.

Hakkaten gençler birşeyler üretiyor,eskinin katı düzenin üzerine çıkmaya çalışıyor ama sistem tıkandı.Filmleri izleyemiyoruz.

Şu anda vizyona girmek için salon bekleyen 400 tane film var.Evet tam 400 tane.Her yıl ortalama 60 Türk filminin vizyona girdiğini de biliyoruz.Hesap ortada .7 filmden 1 tanesi seyirci ile buluşcak 6 tanesi için hedef kap kara.O bir filmin şansı da o kadar yüksek değil.

Festivallerde ödülleri toplayan Gözetleme Kulesinin bile 3-5 salonda vizyona girdiğini düşünürsek ataması yapılmayan öğretmenlerin eylemlerinin yerine viyona giremeyen filmlerin yönetmenlerinin yaptıkları eylemleri izliycez.

15 Ekim 2012 Pazartesi

Uzun Hikaye

Uzun hikaye bir haftadır vizyonda.Mustafa Kutlu'nun eserinden çıkan bir Osman Sınav filmi.
Osman Sınav başı sonu belli,eli ayağı düzgün güzel bir film çekmiş.Fazla beklentiyi yükseltmeden söylebilirim ki naif bir film olmuş.

Çok beğenmeyebilirsiniz,yeni bir şey yok ama kesinlikle sıkılmazsınız.Kenan İmirzalioğlu hep aynı adamı oynuyor eleştirilerine tokat gibi bir cevap vermiştir.Zamanımızın kesinlikle en iyi Jönü'dür.Böyle giderse ilerde adı antolojilerde Kadir İnanır ve Tarık Akan ile birlikte anılacaktır.

Filme gelirsek,Ali ve karısının tanışmalarını çocuklarına anlattığı sahne ilerde klasikler arasına girecektir.

Okul müdürünü ve belediye başkanının oynayan iki oyuncu gerçekten abartmadan mükemmel birer oyunculuk ortaya koymuşur.

Aynı şeyleri Altan Erkekli ve Güven Kıraç için söyleyemeyeceğim(ikisini de çok severim).

Filmin konusuna burda girmeyeyim,o uzun hikaye!


3 Mart 2012 Cumartesi

Bir zamanlar Anadoluda

Yazmak için çok bekledim,çok okudum.Okuduklarımdan kiminden etkilendim,kimini saçma buldum.Kendimce çözümlemeler yaptım yinede hala aklımda soru işaretleri var...

Bence 2011'in en iyi filmiydi.

Aşağıdaki yazımın bir kısmı aşağıdaki linkte görülen e-dergide de yayınlanmıştır.

http://issuu.com/babilkulesi/docs/babil-14

                                                             
                                                                Bir Zamanlar Anadolu’da
Kasabalarda hayat, bozkırın ortasında sürdürülen yolculuklara benzer. Her tepenin ardında "yeni ve farklı bir şey" çıkacakmış duygusu, ama her zaman birbirine benzeyen, incelen, kıvrılan, kaybolan veya uzayan tekdüze yollar...

Nuri Bilge Ceylan’ın(NBC) son filmi Bir zamanlar Anadolu’da(BZA) yukarıdaki sözlerle tanıtımı yapıldı.
Bu filmiyle de NBC Cannes’de Juri büyük ödülünü kazanmıştır.Ülkemizden de Oscar için gönderilen film olmuştur.
NBC’nin çektiği ilk kısa film olan Koza’yıda sayar isek BZA yedinci filmi olmuştur. Üç Maymunda da birlikte çalışan senaryo ekibi bu filmi de yazmıştır.
NBC’nin eşi Ebru Ceylan,Ercan Kesal ve NBC filmin senaristleridir. Ercan Kesal ayrıca doktordur. BZA’nın hikayesi Kırıkkale Keskin’de zorunlu hizmetini yaparken başından geçen olaylar kaynaklık etmiştir.
Film de çok baskın bir Çehov havası vardır.Çehov’dan bir çok alıntı yapılmıştır ki bunlar filmin sonundada ifade edilir.
Çehov da Ercan Kesal gibi bir doktordur. Çehov hem doktorluğunu hemde edebiyat adamlığını şöyle açıklar; Tıp, nikâhlı karım benim, edebiyat ise metresim. Birine kızarsam, geceyi öbürüyle geçiriyorum. Bu davranışımı belki biraz uygunsuz bulabilirsin, ama en azından sıkıcı değil. Hem zaten, benim bu ikiyüzlülüğümden ikisinin de bir şey kaybettiği yok!"
Ercan Kesal ve NBC’nin Çehov hayranı olduğunu biliyoruz.Filmi de analiz ederken Çehov’un meşhur sözü hep kulaklarımızda olsun; Çehov'a göre oyunun başında sahnede bir tüfek varsa, o tüfek oyunun sonunda mutlaka patlamalıdır.
Kurgusu Bora Gökşingöl ve NBC tarafından yapılan filmin görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki’dir.Geçen günlerde film kurgusu yapılırken NBC tarafından tutulan günlük bir sinema dergisi tarafından yayınlandı.Günlükten öğreniyoruz ki karşılaşığımız eser çok titiz bir çalışmanın eseri.Bir çok filmin senaryosunun yazılması ve vizyona girmesi için harcanan sürenin iki misli sadece kaba kurgu çalışması aşamasında harcanmıştır.
NBC’nin mükemmeliyetçi yapısını anlamak için o günlükleri okumanızı tavsiye ederim.İşini seven ve işinde kemalata erişmek isteyen bireyin çabası çok açık bir şekilde okunabilir o günlüklerde.
Filmin başrollerinde Muhammet Uzuner,Taner Birsel,Yılmaz Erdoğan ve Fırat Tanış paylaşmaktadır.Fırat Tanış dışındaki tüm oyuncular uzun deneme çekimleri sonrasında belirlenmiş oyuculardır.Sadece Fırat Tanış’ın oynadığı Kenan karakteri için deneme çekimi yapılmamıştır.Çünkü Fırat Tanış senaryo yazılma aşamasından beri NBC’nin aklında ki tek isimmiş.
NBC nin diğer filmlerinde de olduğu gibi bu filminde de oyuncu performansları üst seviyededir.NBC oyunculardan maksimum verimi almakta artık rüştünü ispat etmiştir.Bunun sebeplerinden biri NBC’nin role en uygun sanatçıyı seçmedeki ustalığını gösterebiliriz.Mesela Fırat Tanış nerdeyse hiç diyoloğu olmamasına rağmen gözleriyle ve vücut diliyle o kadar iyi oynamıştır ki onun dışında başka bir aktör daha yetenekli bile olsa aynı verimi sağlamayabilir. Yılmaz Erdoğan’ın kendi deyimiyle her seferinde “gümbürtüye giden oyunculuğu”  NBC’nin ellerinde o kadar parlamıştır ki,onu sevmeyenler bile ona karşı derin bir saygı geliştirmiştir. Kısaca diyebilirizki NBC hangi rolde kimi oynatacağını ve nasıl maksimum verim alacağını çok iyi biliyor. Bu filmdede öyle oldu.
Yan rollerde bir muhtarı canlandıran filmin senaristlerinden Ercan Kesal o kadar başarılı ki o köyün muhtarı aslında o dense kimse yadırgamayacak.
Veya otopsi sahnesinde ortopsi teknisyeni Şakir’i  oynayan Kubilay Tunçer’in asıl mesleği  sihirbazlık ,senaristlik ve şirketlere seminerler veren bir eğitmendir. Ama NBC onda otopsi teknisyeni Şakir’i görmüş ve bizede göstermiştir.
Filmin ismi sinema tarihi için meşhur olan bir kalıptır.Bir zamanlar... kalıbı Sergio Leone tarafından kullanılmıştır.NBC bu konu hakkında Sergio Leone’nin kendisine sinema sanatı hakkında çok şey öğrettiği için saygısından bu ismi seçtiğini söylemiştir.
NBC filmleri anlatım şeklinden değil ama özü itibariyle popülerleşemeyecek bir sinemadır.NBC de bunun farkındadır.Bir çok röportajında 157 dakikalık,%80 i karanlıkta geçen,kadının olmadığı,finalinde otopsi sahnesi olan bir filmin ticari olmadığını bildiğini dile getirmiştir.Ticari bir film yapma arzusununda olmadığında söylemiştir.    
Günümüzde bize dayatılan filmler Avrupa’nın aklından,Anadolu’nun dinginliğinden uzak Amerikan sinemasının aksiyonu olduğundan NBC sineması bize değişik gelmektedir.Kurgu günlüğündede ifade ettiği üzere NBC hayattaki dinginliği,yavaşlığı sevmektedir.
BZA ‘da NBC’nin sevdiği gibi yavaş, Çehov’un savunduğu gibi doğal ve sade bir film olmuştur.Diyebiliriz ki önümüzdeki film en diyologlu ve en hikaye odaklı NBC filmidir.Diğer filmlerinde olduğu gibi NBC geveze senaryolardan kaçınmış ve sinemanın özü olan “göster ama anlatma” düsturuna bağlı kalmıştır.
Bundan sonra filmin analizine geçiyorum. Filmi izlemeyenler yazıyı terk edebilir zira film ile ilgili detaylar tartışılacaktır.
NBC’nin yanına Uzak filminin galasından sonra bir izleyici yaklaşır.Ve derki Mahmut’un arabasındaki seçiminiz Mahmut’un iç dünyasını çok iyi yansıtmaktadır,çok beğendim tebrikler! NBC izleyicisine şöyle cevap verir;Mahmut’un arabasının seçiminde özel bir durum yok,o araba benim arabam.Bu sebepten kullandık.
Yukardaki anektot kulağıma küpe olacak şekilde BZA’dan aklımda kalanları paylaşacağım.
Film üç erkeğin bir lastikçide kurdukları çilingir sofrasına zoomlayarak başlar.Erkekler neşeyle içmekte ve eğlenmektedirler.Kamera dışarıya çıkar ve buğulu cam sebebiyle olanları biz göremeyiz.
Bu sahnede belkide filmdeki gözüme çarpan tek hata yapılmıştır.Teneke kola ile tokuşturulan rakı bardağından iki cam bardağın tokuşturulma sesi çıkmıştır.
 Sonraki sahnede bozkurun karanlığında uzaklardan gelmekte olan üç araba görürüz. Arabaların ışıkları uzaklarda çıkan bir yangın gibi ekranda belirir ve giderek büyür. Durdukları zamanda hep en solda park etmiştir.Bir şey aydınlatılması gerektiğinde de hep askerin aracı aydınlatmıştır.



Diğer arabada savcı Nusret ve mahiyeti ve diğer arabada da zanlı Kenan,Komiser Naci ve Doktor Cemal bulunmaktadır.
Arabadaki ilk sahnede filmin konularından biri olan kasabada yaşayan insanların birbiri ile olan iktidar mücadelesini görürüz. Oralarda haklılığı belirleyen haklı olmak değil statü olarak üstte olmaktır.Yani gücü gücü yetene kuralı işlemektedir.
İlk sahnede Komiser Naci polis memurundan kesinlikle daha iyi bilmektedir manda yoğurdunu.Aksi ispatlanamaz.Memuruna karşı muktedir olan Naci birazdan onu arayan hanımına karşı yada araba durduğu zaman diğer arabadan inecek savcıya eziktir.
Herkesin bir statüsü ve söylebildikleri vardır.Ama ortamdaki en güçlü her zaman en haklıdır.Herkesin haklı olma derecesi vardır.Ve en alttakiler arabada ki kazma kürek ekibi ve zanlılardır.Onlar hep en alttadır.Ve haksızdır.
Filmde kadın görünmese de filmin konularından birisi de kadın öğesidir.Savcı Nusret mekanik soğukluğu,tatsız tavırları ve her hareketiyle bir küçük kasaba bürokratıdır.Karısını aldatmış ve karısı da ondan intikamını almıştır.Bu intikamın nasıl olduğunu aslında çok iyi bilir ama kabullenemez ve bir arkadaş diyerek konuyu doktora açması bu yüzdendir.Yoksa oda farkındadır ve yüreğinde ölene kadar bu acıyla dolaşacaktır.
Komiser Naci muhtemelen karısını hiç aldatmamıştır.Keskin’ e saplanmış,ordan çıkamamış bir polistir.Başka biryeri bilmez.Aklı hep engelli çocuğundadır.Evde karısı huzur vermez ve bu sebepten istemesede işkolik olmuştur. Evde huzur vermeyen bir kadındansa sokaklarda katil peşinde koşmak daha huzurlu gelmektedir.

Doktor Cemal,o taşralı değildir.Odasında ki resimlerden anladığımız kadarıyla deniz kenarında olan büyük bir şehirde büyümüştür.İstanbul belkide İzmir, kimbilir...Ama karısından ayrılmıştır.Yeni ayrılmıştır ve unutamamıştır.Hala duvarında eski karısıyla olan resimleri asılıdır.Unutmak için kaçmıştır,bu küçük kasabaya gelmiştir ama nafile o kadın hala aklındadır.Filmin bir yerinde Komiser Naci onun yerinde olsa burdan gideceğini söylediğinde doktorun cevabı:nereye? Olmuştur.Bu acı içindeyken gitmesinin anlamı yoktur.Doktor zaten herşeye yabancı ve vurdumduymazdır....taki otopsiye kadar.Gelecez bu konuya.
Zanlı Kenan;Burada eski bir hikaye gizli gibi.Sevdiği kız için abisini öldüren Kabil.Kenan abisini öldürmüştür sevdiği kadın için.Ama sevdiği kadın yinede suratına bakmamıştır.Ceset bulunduğunda küçük aklı kıt kardeşin ağlamasından anlıyoruz ki abisini öldükten sonra ilk defa o an görmüştür.Yani abisini öldürürken Kenan’a yardım etmemiştir.Kenan bu cinayeti başkasının yardımyla işlemiştir.Yengesi ve sevdiği kadın ile birlikte işlemiştir.Otopsi sahnesinden önce NBC’nin kadının yüksek topuklarına zoom yapması bu sebepten olabilir.Kadın’ın kocası öldürülüyor hastaneye yüksek topukluyla geliyor.En ufak bir telaş emaresi yok.
Filmin konularından biriside küçük yerlerde herkesin kaderi üç aşağı beş yukarı bellidir. Naci bunu çok iyi bilir bundan dolayıdır ki Doktora git der. Değişen birşey olmayacak der.Arap’ın salladığı ağaçtan dökülen elmayı ondan gecenin karanlığında saniyelerce izleriz.Dalından taze kopan elma,daha önce onun gibi kopan elmalarla aynı hayallere sahipti. Kasaba’da olan tek yokuştan onlar gibi yuvarlandı,cılız su akıntısıyla birlikte biraz daha sürüklendikten sonra aynı yaraları,bereleri aldıktan sonra ondan önce düşen 3 elmanın yanına sonunda gelmiştir.Ama o üç elma çürümüştür.Telaşa gerek yoktur oda çürüyecektir.Hep öyle olmuştur.Bu sebepten doktor gitmelidir.Nereye olursa...
Film tüm konusunu bürokrasi hicvine ayıran filmlere nazire yaparcasına bu konuyada eğilmiştir.Filmin konularından biriside bürokrasi hicvidir.
Asker herşeyi bilir,herşeye cevap verir,bilmediği hiçbir yer yoktur. Bulundukları coğrafyayı santimine kadar bilmesine rağmen tam olarak nerde olduklarını savcıya söyleyemez.Ama kendince laf kalabalığıyla her soruya büyük bir güvenle cevap verir.Şuranın şurasındayız,buranın burasındayız karşılık sorulan neredeyize cevap hep aynı olur.Kendince haklıdır.Cinayetin kendi sorumluluğuna girmesinden korkar ve önceden savcıyı etkilemeye çalışır. Savcının onun haklılığı teyit etmesiyle rahatlar.
İki savcılık çalışanın ceset torbası kavgası bürokrasideki yetki karmaşasına güzel bir örnektir.Katip şöföre,şöför katipe suç atmaktadır ceset torbasının unutulmasını.Ve bu kavga savcının önünde cereyan etmektedir.Birbirine diş geçiremeyen memur haklılıklarını savcının yanında kavga ederek ispat etme çabasındalardır.Ama gerek yoktur daha yüksek bir irade olan savcı haklıdır ve tartışmayı bitirir.
Otopsi teknisyeni Şakir’in aletlerinden yakınması,o güzel aletleri kullanan diğer memurları yermesinin sebebi de sadece o aletlere erişebilmek için savcıya baskı yapmak istemesidir.Savcı da topu saymana atar.Şakir savcıyı bir sonraki görüşüne kadar memnuniyetsiz verimsiz şekilde işine devam eder.

Muhtar’ın köye yapmak istediği morg için savcıya hazırladığı sofralar ve konuya girişi küçük bürokratlarında işlerin nasıl yürüdüğünün farkında olduğuna bir atıf gibidir.
Filmin alt metinlerinden biriside;ölüm.Ölümün Anadoludaki dinginlik,teslimiyet ve yer yer duyarsız karşılanışı.
Bir ceset aranıyor,askerin tek derdi sorumluluk alanında olup olmaması.Savcının derdi bir an önce cesetin bulunup Ankaraya gitmesi.Komiser’in aklı sürekli çocuğuna yazdıracağı ilaçta olması.Arap Ali’nin her fırsatta yemek yemesi hatta cesedin yanına çaldığı kavunları tıkıştırması.Abisini öldüren/öldürülen aklı kıt gencin kendisine çay ikram edilirken kola varmı diye sormadaki rahatlığı hep bana ölen ölmüştürü hatırlattı.Muhtar’ın köyünde doğru düzgün elektrik yokken morg yaptırmak istemesi de anadolu insanın ölümü hayatın tam içine aldığı kanıksadığı ve doğallaştırdığına güzel bir örnektir.
Filmin ana konusu belkide bir cinayet olayı.Ama hangi cinayet.Kenan’ın işlediği cinayetle paralel anlatılan savcının karısının intiharı.Asıl cinayet o.İki cinayet olayıda filim geceyken yavaş yavaş anlıyoruz .Hava aydınlanınca ikiside çözülüyor.Savcı aslında biliyor karısının kendinden intikam aldığını.Ama bir umut bu konuyu doktora yine açıyor.Belkide bu  konuyu açtığı kaçıncı doktor.Savcı karısının öldüğü gün biliyor bunun bir intihar olduğu ve otopsi gerektiği ama yapmıyor,korkuyor gerçekle yüzleşene kadar. Doktor ona aslında bildiklerini,zihninde dolaşanları seslendirdikçe doktorla olan iktidar savaşında da yenik düşmeye başlıyor.
Savcı ,Kenan’ın öldürdüğü ceset çıkarılırken doktora soruyor.Otopsi lazımmı? Doktor’un çoşkuyla kesinlikle otopsi gerekli demesi aslında savcının karısına yapılması gereken geçmiş otopsiye atıf.Savcı o zaman yaptırtmadğı otopsiyi gece boyunca doktor Cemal’in yaptığını o an anlıyor ve kadınlar bazen çok acımasız olabiliyor diyor.
Tüm gece boyunca tüm karakterler otopsiden geçiyor.Karakterlerle birlikte tüm toplum otopsi masasında Doktor Cemal’i bekliyor son sahne için. Her şeye kayıtsız ve umarsız olan doktoru da bir sınav beklediği anlaşılıyor.Otopsi odasına maktülün karısı ve çocuğunun bulunduğu  koridordan geçen doktor savcının da bulunduğu odaya giriyor.Otopsi teknisyeni şakir’in memnuniyetsizliğini aktardığı şovu izledikten sonra savcı önraporu tutturuyor.Maktulün kanlı kesilmiş eşyaları bir poşete konup koridordaki karısına veriliyor.Devlette kimsenin birşeyi kalmaz! Doktor Şakir’i biraz dinledikten sonra otopsi başlıyor.NBC bu sahneyi çok iyi kotarmış.Otopsi esnasında Şakir maktulun ciğerlerinde toprak görüyor,hemen bunu doktora iletiyor.Bunun anlamı maktul canlı canlı gömülmüş.Doktor’un bunu rapor etmesi lazım.Muhtemelen katil’in cezasını artıracak ciddi bir durum bu.Doktor Maktulun çoçuğunu,çocugun gerçek babası katili düşünüyor ve rapora bu kanıtı yazmıyor.Şakir sinirleniyor ama doktor yazmıyor.Tam o anda doktorun suratına kan sıçrıyor.Artık o da temiz değil.Doktor Cemal de kirleniyor ve düzene uyuyor.Yüzündeki kan ile odadan dışarı bakıyor.Maktülün karısı elinde kanlı elbiselerin olduğu siyah poşet yanında oğlu uzaklaşıyor.O anda okulda top oynayan çocukların topu maktulun oğlunun yanına düşüyor.
Otopsi masasında babası kesilmiş olan çocuk koşarak topu geri okul bahçesine atıyor. Bu noktada NBC son mesajını veriyor.Ne olursa olsun “Hayat devam ediyor”.



28 Kasım 2011 Pazartesi

12. İzmir Kısa Film Festivali


Festivale bir gün gidebildim.Cumartesi günü. Aslında amacım Pazar günü de gitmekti ama çektiğim eziyeti düşününce cesaret edemedim herkesin tatil günü olan pazar günü de gitmeyi. İlgi çok üst düzeydeydi.Çok güzel bir şey bu.

Ama artık demekki Fransız kültür'ün salonunda bu iş olmayacak.Dar geliyor.Bir çok kişi filmleri ayakta izledi.Bir çok kişi yere oturdu.En eziyetliside aralarda herkesi salondan çıkarıp salonu havalandırırken herkesin kapada beklediği tıkış tıkış anlardı.Bir daha ki salona girişte herkes yer kapmak için kapıdan ayrılmadı.Bu festival artık oturdu.Ve kesinlikle yer konusu çözülmeli.

Bunun dışında çok güzel filmler vardı.Fuaye deki setlerde foroğraf çekmişi bir fotoğraf sanatçısının sergisi ilgi çekiciydi.
Söyleyişiye giremedim.Çünkü film izliyordum.Filmler bittiğinde küçük salonda ayakta bile yer yoktu.
:)

16 Kasım 2011 Çarşamba

Uluslararası İzmir kısa film festivali


Bu senenin proğramına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

                                                     http://www.izmirkisafilm.org/liste.html

14 Ekim 2011 Cuma

Kubilay Tuncer

Bugün sizlere son yıllarda beni en çok etkileyen performanslardan birinin sahibini tanıtacağım. Hakkındaki bilgileri kendi internet sitesinden aldım(http://www.kubilaytuncer.com/)

Özgeçmişini okuduktan sonra performansıyla ilgili hayranlığım daha da arttı.Özgeçmişi okuyun sonra hangi performansıyla hayranlığımı kazandığını anlatayım.

Kendisine QB diyor bende aynen aldım. QB: Kubilay Tunçer

Susam Sokağı:
Televizyon klasiği bir çocuk programı. QB, özgün Susam Sokağı’nın yazarlarından biridir.
Olağan Mucizeler :
Lale Mansur'la birlikte kurdukları Açık Tiyatro'nun ilk oyunu. Oyun, QB'ye AFİFE EN İYİ OYUN YAZARI ödülü getirdi ve oyunculuğuyla da övgüler toplamasına neden oldu. Olağan Mucizeler Edinburgh Festivaline katılan ilk Türk oyunuydu ve İngilizce olarak sunularak muazzam bir ilgiyle karşılandı.Londra'da uzun süre sergilendi ve Türkiye temsillerinde 60bin'den fazla seyirciyle buluştu.
Anrico'nun Peşinde :
QB'nin 18 yaşında yazdığı bu oyun önce Liverpool'da sonra da Ankara Devlet tiyatrosunda sahnelendi. Türkiye'de en çok sahnelenen oyunlardan biri olma özelliğini koruyor.
Mutluluk :
Abdullah Oğuz'un büyük ses getiren filmi.
QB, filmin senaryosunu yazdı ve filmin en akılda kalan karakterlerinden biri olan "Balıkçı"yı canlandırdı.
Gümüş :
Kanal D'nin efsane dizilerinden biri. QB dizinin ilk bölüm senaryolarını yazdı ve özgün kurgusunu oluşturdu.
Maçolar :
Show TV. Senaryo.
Hüsnü Aşka Dair :
İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nin dev çağdaş dans prodüksiyonu.
Beyhan Murphy'nin koreografisi ve Rahman Altın'ın müzikleriyle
sahnelenen eserin librettosu (metni) ve özgün şiirleri QB'ye aittir.
Kubilay QB Tunçer, daha önce de Ankara Devlet Balesi prodüksiyonu
olan Seyahatname'nin illüzyon danışmanlığını yapmıştı.
Oyunculuklar
Film -Balans ve Manevra, Araf, Mutluluk, The Market
Tv: Yaşayan Umutlar, Cinlerle Periler, Şaşıfelek Çıkmazı, Ödünç Hayat
Reklam : Danotte , Beko (danışman)
(kitap kapakları)
İstanbul Devlet Opera ve Balesi : Beyhan Murphy
Koreografi : Barbaros
Metin Yazarı & Librettist : Kubilay Tunçer
istanbul Devlet Opera ve Balesi
Cardenio
Yazar & Yönetmen : Kubilay Tunçer
Shakespeare 'in Kayıp Oyunu efsanesi dünya çapında bir gelenek haline geliyor. Dünyanın en önde gelen Shakespeare uzmanlarından Harvard Üniversitesi Rönesans Edebiyatı Profesörü Stephen Greenblatt, dünyanın 20 ülkesindeki 20 oyun yazarına Shakespeare 'in Kayıp Oyunu Cardenio 'nun kendi çağ ve kültürlerindeki teatral geleneğe verdiği ilham üzerinden bir oyun yazmalarını istedi. Türkiye 'de böylece "Cardenio İstanbul" da doğdu.
Stephen Greenblatt
Herkes Sihirbaz Olacak - çocuk oyunu
Yazar & Yönetmen : Kubilay Tunçer
QB Tunçer sahne sihirbazlığına ABD'de başladı. Çalışmalarını Türkiye'de Prof. Metin And'la sürdürdü. Las Vegas, Londra, Sydney, Paris gibi birçok dünya kentinde gösteriler yaptı ve Türkiye'de uzun soluklu turneler düzenledi.
"Dikkat Kandırılıyorsunuz" ve "Sihirbaz" adlı sahne şovlarını gerçekleştirdi.
TRT'de "Tele Pazar" programında 10'ar dakikalık canlı sihir gösterileri yaptı.
ATV'de Hokus Pokus adlı sihir şovunda dünyaca ünlü yetenekleri Türkiye'de
ağırladı.
"Herkes Sihirbaz Olacak" adlı sihir kitabı alanında en çok satan kitap
olma özelliğini koruyor.
QB şirketler için özel gösteriler ve sahne şovları da gerçekleştiriyor.
Sahnede otomobil kaybetme ya da bir ilacın lansmanını
sihir üzerine inşa etme  gibi yaratıcılık gerektiren sayısız
projede büyük şirketlere çözüm ortaklığı sunmayı sürüdürüyor.

Evet, güçlü bir yazar,başarılı bir oyuncu ve ünlü bir sihirbaz.Bir koltukta birden fazla karpuz var.Ama hiçbiri düşmemiş.
QB yi araştırmama vesile olan performansı ŞAKİR.Bir zamanlar Anadolu'da ki otopsi tekniksyeni olan ŞAKİR.Otopsi sekansının başında burnuna sigara sokmasıyla işkillenmiştim ama sonradan öyle şeyler yaptıki unutuverdim.
QB mızmız devlet memuru ŞAKİR. O kadar doğal ve gerçekciydi ki o memur bir ara acaba gerçekten otopsi teknisiyneni olabilir mi diye de düşündüm.
Bravo QB,bundan böyle gözüm üzerinde!

27 Eylül 2011 Salı

Bir zamanlar Anadolu da

Nuri Bilge'nin filmi şöyleydi böyleydi demeyeceğim gidin izleyin ve "iyiki sinema varmış" deyin.
ben filimden aklımda kalan sahneleri yazacağım,ekleme yapabilirsiniz. izlemeyenler sayfadan ayrılsın.

İki şöförün sağa/sola yatır muhabbeti.
Manda yoğurdu.
Bizim anamız ağlıyor halayı o çekiyor.
Koyun eti,elektriğin kesilmesi,dıştan okunan dualar.
Benim durumum iyi ,oğlan polis.
O durumda yarım akıllı çocuğun kola istemesi.
Çok güzel genç bir kızın  orta yaşlı erkeklerde yaptığı etki.
Rüzgar kesilince elektrik kesilen köye morg isteği.
İki memurun ceset torbası unutulduğunda birbirine suç atması.
Savcının iş ona geçince coşması,bunu gören komserin içlenmesi.
Güneş doğarken arabada dinlenen Neşet Ertaş.
Arap'ın hanım köye gitmek istememesi.
Arap'ın her fırsatta yiyecek birşeyler bulması cesedin yanına bile kavun sıkıştırması.
Komserin hanımıyla telefonda konuşurken çektiği eziyet.
Doktorun benim burda ne işim var halleri.
Savcının yüzünde akan siyahlıklar(sebebini hala merak etmekteyim)
Savcının hanımının kendinden intikam aldığını anladığı andaki suratı.
Babası yeni ölen çocuğun arkadaşlarına topu geri atması.
Eşi yeni ölen kadının morga topukluyla gelmesi.
Katil fazla ceza almasın diye canlı canlı gömüldüğü anlaşılan cesete,öldükten sonra gömüldü raporu veren doktorun suratına sıçrayan kan. Artık oda temiz değil.
Ölüyü dün şehirde görüldüğü dedikodusunun kentte yayılması.
Katilin muhtarın evinde ölünün hayalini gördüğünde sevinmesi,pişmanlığı.
Katile nasıl ölüyü bağlarsın diyen memurun,biraz sonra sıkışınca acaba bizdemi bağlasak demesi.
Doktora komser doktorun odasında konuşurken odaya elinde karnesi ile dalan yaşlı adamın hemen geri çıkması.
Gecenin karanlığında görünen araba ışıkları.
Sert görünüşlü polisin  naif telefon melodisi.
Çalışmayan arabayı ittirme acemilikleri.
Savcının arkasından hep atan komserin onun prostat olduğunu iddia etmesi.
Otopsi sahnesi,aç şakir!
..Ve evet Şakir,mızmız ama idealist morg memuru.Bizimkiler ele oturmuyor:)



12 Ağustos 2011 Cuma

22 Şubat 2011 Salı

Cesur Yeni Dünya

Aldous Huxley bu kitabı 1931 yılında yazmıştır.Kitap  26. yüzyılda geçen bir anti ütopya dır.Ben bu kitabı Platon - Devlet'i okuduktan hemen sonra okumuştum ve çok farklı çağrışımlar yapmıştı.Lafın özü güzel kitap ütopya seviyosanız seveceksinizdir.Okumaya niyetiniz varsa acele edin çünkü Ridley Scott bu kitabı filme çekeceğini açıkladı.Ve unutmayın hiçbir film kitabı kadar güzel olamadı...

Muhtemelen başrolde Leonardo Di Caprio oynayacak.

9 Şubat 2011 Çarşamba

Sinema Salonu Işıkları

Daha önce bahsetmiştim sinema salonlarının ışıklarının film bitmeden önce açılmasının neden beni rahatsız ettiğini.(http://kusurbenimimzamdir.blogspot.com/2011/01/sinema-salonlar.html)

O postda bahsettiğim gibi ben bunun belirleyicisinin sinema salonları işletmecileri olduğunu sanıyordum.Bu yüzden gittim Forum Bornova içindeki AFM sinemaları yöneticisiyle konuştum ve düşüncelerimi onada ilettim.Onun bana söyledikleri daha ilginçti.

Işıkların açılmasından onların hiçbir gücü ,yaptırımı, etkisi yokmuş.Film şeridi üzerinde sensörler varmış.Ve film yapımcının sensörü koyduğu dakikaya gelince otomatikman kendiliğinden açılıyormuş.Yapımcılar neden böyle bir şey yaparlar bilmiyorum.En kısa sürede bir yapımcı görmeyi ve ona bunu sormayı sabırsızlıkla bekliyorum.

19 Ocak 2011 Çarşamba

Ölüyor,ölmüyor,ölüyor,ölmüyor....


Eşkiya---1996
Senaryo:Yavuz Turgul
Başrol:Şener Şen--->Baran ölüyor

Gönül Yarası:---2005
Senaryo:Yavuz Turgul
Başrol:Şener Şen--->Nazım ölmüyor

Kabadayi:---2007
Senaryo:Yavuz Turgul
Başrol: Şener Şen--->Ali Osman ölüyor

Av Mevsimi---2010
Senaryo:Yavuz Turgul
Başrol: Şener Şen,--->Ferman ölmüyor

Şener Şen gerçekten aktör sözcüğünü tamemen karşılayan bir oyuncu.Tek kusuru sık film yapmaması.Bundaki etken galiba Yavuz Turgul senaryolarını tercih etmesi.İkilinin son yaptığı 4 filmi inceledim ve şu çıkarımı yaptım.Yaklaşık 3 sene içinde yeni film yapacaklar ve Şener Şen'in canlandırdığı karakter ölecek.:)
 Devlet Bahçeli'nin 40. yıl hesabı gibi oldu ama,görecez.İstatistikler öyle diyor.Manchester United teknik direktörü Sir Alex Ferguson istatistikler hakkında "mini etek gibidir çoğu şeyi gösterir ama asıl önemli olanı saklar" desede bence ölecek:)

10 Ocak 2011 Pazartesi

Sinema Salonları

Sinema salonlarımız avm'ler sayesinde çok gelişti.Hakikaten çok konforlu.Ses sistemleri,fiziki ortamları herşey çok güzel.Ama sinema salonlarının geliştiği hızda seyirci bilinci gelişemedi.
Sinemada bu telefonların ışığı çok rahatsız etmeye başladı beni artık.Tam konsantre olmuşun.Pat mesaj gelir birine.O karanlık salon bir aydınlanır.Sende konsantre sıfırlanır.
Bu kişisel yanlışlardan bir taneside film biter bitmez ayaklanma,kapıya yönelmedir.Tabi bunun sonucu olarak operatör hemen ışıkları açar.Ama daha film bitmedi ki?Yönetmen son sözünü söylemedi ki.Daha eser tamamlanmadı.Belki küçük bir sürpriz bekliyor cast da.Belki son şarkı hikayeyi tamamlayacak.Cast da filme dahildir ve filim hala devam etmektedir.
Nedir bu koştur koştur çıkma telaşı.Işıkların açılmasıyla birlikte herkez hurra kapıya.İşletmeciye de kızmıyorum onlarada sorsak diyecekler ki;Cast başlayınca insanlar kapıya yöneliyor düşmesinler diye açıyoruz.

22 Aralık 2010 Çarşamba

Kader


                          ........... yol belli, eğ başını, usul usul yürü şimdi...........